{[['
']]}
"Otomobil" sözcüğünü duyduğumuzda aklımıza ilk olarak Almanlar gelir. Aslında böyle olması da gayet doğal çünkü ticarisinden lüksüne her sınıfta araba üretiyor Almanlar ve daha da önemlisi ürettikleri arabalar sınıfının hep en iyilerinden ve rakiplerinin örnek alacağı otomobiller.
Ancak spor otomobil dendiğinde, her ne kadar Almanlar tarafından üretilen başarılı spor arabaları mevcutsa da algılar yön değiştiriyor ve aklımız İtalyanlara gidiyor. Peki ya zekâsına tüm dünyanın saygı duyduğu Japonlar? Onlar da olağanüstü otomobiller üretiyor elbet, ancak spor araba dünyasında hangi noktadalar?
Ancak spor otomobil dendiğinde, her ne kadar Almanlar tarafından üretilen başarılı spor arabaları mevcutsa da algılar yön değiştiriyor ve aklımız İtalyanlara gidiyor. Peki ya zekâsına tüm dünyanın saygı duyduğu Japonlar? Onlar da olağanüstü otomobiller üretiyor elbet, ancak spor araba dünyasında hangi noktadalar?
Japon spor otomobiller, Japon sürücülerin teknik yatkınlıklarından mıdır bilinmez fakat modifiye ile iç içe geçmiş durumdalar. Zaten onları eğlence dünyasında ve Hollywood filmlerinde de sürekli modifiyeli halleriyle görüyoruz.
Sürücülerine üzerlerinde teknik anlamda değişiklik yapılmasına olanak sağlayacak şekilde üretilen bu otomobiller performanslarıyla dürtüleri haza dönüştürüyor. Stok hali bile 545 beygirgücünde olan ve performansına övgülerin sıralandığı Nissan GT-R bunun hâlihazırdaki en güzel örneğidir diye düşünüyorum. 3.8ltlik 6 silindirli çift turbo özelliklerine sahip bu otomobili modifiye ederek 16 silindirlik devasa motora sahip olan Bugatti Veyron'la yarıştıranlar mevcut. Tam da burada Nissan GT-R'ın aslında çok özel bir araba olduğunu belirtmekte fayda var. Nissan Skyline gibi bir efsanenin halefi olmak gibi zor bir görevin üstesinden başarıyla gelebilen GT-R için Autocar dergisinin editörlerinden, eski yarış pilotu Steve Sutcliffe aracın ne kadar etkileyici olduğunu anlatmak için şöyle diyor: "Bu araba sanki fizik kurallarına göre hareket etmiyor". GT-R'ı geliştiren ekibin başındaki mühendis de ekliyor: "Nissan GT-R, bildiğimiz otomotiv mühendisliği teorilerine uymuyor."

Nissan GT-R birkaç farklı dergi tarafından değişik yıllarda "Yılın otomobili" olarak seçildi. Pist rekorları kıran bu arabanın motoru da pek çok özel arabanın motorunu üretmekte tercih edildiği gibi tamamı elle üretiliyor. Şimdiden efsaneler arasına adını yazdıran ve Türkiye'de satılmayan bu aracın ABD fiyatı ise 96bin dolar civarında.
Bugün pazarda olan diğer bir Japon süper sport car da Lexus LFA. Lexus LFA'in sesini gözünüzü kapatıp dinlerseniz Formula 1 aracı dinlediğinizi sanabilirsiniz. LFA bu sesi Yamaha'ya borçlu. LFA'in 4.8lt'lik 552 beygir güç üreten V10 motoru Yamaha tarafından üretiliyor. Araç tam 9 yılda geliştirilmiş. Jeremy Clarkson, LFA gibi mükemmel bir arabanın hak ettiği kadar ön plana çıkamayışının sebebi olarak pazarda zaten var olan diğer bir Japon sporcuyu gösteriyor: Nissan GT-R. Ve böylelikle GT-R bir kez daha karşımıza şaşırtıcı özellikleriyle çıkmış oluyor.
Japonlar, spor otomobil dünyasına efsaneleşmiş pek çok model kazandırdılar aslında. Toyota Supra, Nissan Skyline, Nissan 350Z, Mazda RX-7 bunların arasında hepimizin bildiği modeller. Burada akla şu soru gelebilir: Madem bu adamlar bu kadar iyi spor otomobil yapıyor, aklımıza spor araba denilince neden Japonlar değil de İtalyanlar geliyor? Benim buradaki görüşüm şu: Olay biraz marka algısıyla ilgili. İtalyan spor araba üreticileri sadece spor araba üretirken, Japonya'dan çıkan spor arabaların üreticileri bizim günlük hayatımızda kullandığımız araçlar da üretiyorlar. Ferrari, Lamborghini gibi markalar çoğumuz için ulaşılmaz iken, Nissan GT-R'ı olmasa da bir Nissan'ı, Toyota'yı her gün dışarıya çıktığımızda görüyoruz. Dolayısıyla bu markalar belleklerimizde sporcu yönleriyle değil de daha çok günlük kullanım araçları ya da aile otomobili diye de adlandırabileceğimiz türden otomobillerle yer alıyor.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder