{[['
']]}
Kalem tutan ellerimize mürekkep damlardı her gece fenerinde ya. Gece, ellerimize kelepçe vurdular be arkadaş. Uzun, çok uzun bir yola çıkmak değildi hiçbir zaman niyetimiz ama sana iliştiler, seninle tehdit ettiler beni. Sen gecenin nuruydun bana hem. Ananın emaneti… Saka kuşunu çok mu severim sandın sen? Senden de çok sevdiğimle mi yanıldın yoksa? Bak, bu kez ayıp ettin be arkadaş.
Elim kalem tutar da tahsilim yoktur evet. Bulgaristan’ dan deden pehlivan Süleyman’ la birlikte kaçıverdik Moskov zulmünden. Anneni de İstanbul’ da tanıyıp sevdim bilirsin. Gün gelir de, hani büyüyüpte sen koca adam olduğunda, balonla sevdiğin kızın evinin tepesinden güller savurmayı kim fısıldadı senin kulağına? Sahiden sende de mangal gibi yürek varmış be arkadaş.
Daktilonda “L” harfi yok sosyalist, solcu falan yazamazsın dediler bana hatırla. Hatırla seninle geçirdiğimiz 19 seneyi ve şimdi al bunu -bu daktiloyu- , benim yazılarımı artık basmıyorlar nasılsa. İki aya çıkarım da zaten bu mapus damından ya. Tıkıştım kaldım sanma kendini, gitmekle bırakmış olmayacaksın da beni. “Seni bir meçhule değil, kaderine yolluyorum be arkadaş!”. Git şimdi. Ardından el sallayacağım zannetme ama. Paramız Musa Çavuş' ta ihtiyacın kadar, hatta istediğin kadar para al ondan, çok bir birikmişimiz yok ama idare et. Sen babanın oğlusun be arkadaş! Sen babasının oğlu dedirtirsin be arkadaş!
* * *
Burası annemin öldüğü, babamın beni gömdüğü vagon… Burası şatafattan uzak bilmem kaçıncı evimiz işte karşında duran. Burası hikâyenin başladığı, yağmurun beni yıkadığı yer be arkadaş.Babam demişti bilir misin; “Sevenleri hiçbir kuvvet ayıramaz” , ölüm bile… İşte seninle aşkımız da böyle başladı. Köprüler, güller, laleler hangi dilde neyi anlatıyorsa unut hepsini. Ben vagonlarla başlayan hikâyeler anlatacağım sana. Babamdan bahsedeceğim ilkin. Bir uzun hikâyeden…
Babam kalemin gücüydü. Aşkını göstermekten çekinmez, yokluklar içinde sürprizlerle renk katardı solgun gecelerimize. Bir şimendifer sireni gibi korkuturdu bakışı. Oysa nadiren asılırdı yüzü. Gülümser, annemle anlaşmış gibi "Memur olacak benim oğlum" derdi. Adı kısaydı babamın ya, hikâyesi uzundu. Bir uzun hikâye olurdu babam anlatmaya başlayınca.
Ve ben onun gibi olamadım hiçbir zaman. Mızıka çalmayı bile beceremedim mesela. Sevmekten aciz kaldım. Her yeni vagonla anılar bıraktım berimde. Arkadaşlar, gizli aşklar kaldı tren raylarında. İçten içe kızışım bundandı. Deli dolu yıllarımda mecbur yine yoldaydık, yolsuzlar ülkesinde.
Sonra sen geldin Ayda. Senin gülüşün eklendi mızıkamın keyifsiz notalarına. Lepiska saçlarınla böldün geceyi, kararan maviliği aydınlığa boğdun. Babam olmaya ben, seninle başladım bu sayede. Seninle yeniden hayata başladım keyifle. Ve işte soruyorum dinle; elimde yorgun bir daktilo ve kaçıp gittiğimiz yollar gerimizde, Doğançay garında, her yanı bahçe tadında, işte tamda burada, bana sarıldığın, ilk kez böylesi uzun uzun baktığın şehirde, her şeyden ve herkesten müstesna, sıcacık bir hikâyeye söyle; var mısın be arkadaş!



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder