{[['
']]}
Nevi şahsına münhasır bir milletiz biz azizim. Öyle ki nevi şahsına münhasır tamlaması Word’ de yazarken dahi hata vermiyor. Dünya alem bizi tanımış, abuk hallerimize bir kılıf uydurulmuş anlaşılan. İnan gülmenin, gülümsemenin en çok yakıştığı toplum yine biziz. Hem değil midir ayrıca şanlı ecdadın torunları da bu memlekette yaşayanlardır. Ecdattı değil mi, hey gidi ecdat be!
Neyse azizim, Türk’üz biz. Hangi şehre gidersen git hız yapmasını seven birilerine rastlarsın bu memlekette. Abart egzozlar, skirt tamponlar pek modadır bizde. Hatta işi abartan da olmuştur; spor direksiyonlar, neon ışıklar vesaire… Hepsi tamamdır da, memleketten şöyle bir F-1 pilotu çıktığını gören olmamıştır. Belki sorsan milyon kişi “Ah bi Formula’ da boy göstersem” diye iç geçirmiştir amma nasıl olunur kısmını çözememiştir. Hayır ara sokaktaki bu kıvraklık pistlere nasıl yansır orasını bilemem ama bizden Formula pilotu çıksa, bir kere onun tanımı pilot olmaz; Formula şoförü olur. İlle de şoför dışında bir şey denilecekse de kaptan denir. Pilot en son tercih anlayacağın. Hem ayrıca bizim Formula kaptanımız muhtemel çok çok başarılı olsa dahi hiç yarış kazanamaz. Zira doğasında mevcut bir davranış vardır ki onu yenemez; dürtmek. Zorlu İstanbul trafiğine çıkmışlar bilir. Dürtmek iki aşamadır. İlki selektördür, adamın aklını alırsın selektörle. Diğeri hızla gelip tampon tampona gitmektir. Normalde adam o hareketten sonra pısıp yol verir ama Formula da bu pek mümkün olmayacağından, bizim Türk şoför yarış boyu öndekini dürter durur. Sonuç; ikincilik… Hem baksana şöyle, soruyorum şimdi; tümsek diye bir şey var senin memleketinde, neden bahsediyorsun Allah aşkına! Söylesene hani başka hangi ülkede var tümsek. Yüzyılın icadı değildir. Bir hayıflanma vesilesidir hatta yer yer sövme noktasına getirir adamı tümsekler. Neden derseniz memleketimin yollarına kurban olayım da, pek bir çukur mevcuttur malumunuz. Yol yap iki ay sonra kaz, eşele, boru döşe, fiber kablo döşe vesaire… E adam yeni araba almış, daha kimseye vermek istemediği dönemler, bi çukura giriyo bi tümsekten geçiyor, bi çukur, bi tümsek… O adam söver arkadaş, kaçarı yok anlayacağın… Tabi bir de belediye otobüslerine seyahat edenlerin durumu var. Tek bir boş yer var o da teker üstü. Otururken aman teker üstü diyip oturmayan görmedim ben daha hiç. Belediye otobüsünde kural boş yer varsa hızla pozisyon alıp oturmaktır. Oturduktan sonra da yanında biri yoksa da uyunur genelde ya, işte o her çukur ve tümsekte uyandığında ne de sövülür memleketimde; hatırladın sen o sahneyi.
Bak sana yemin ediyorum azizim, başka hiçbir memlekette plakaya anlam yüklememiştir insanoğlu. Ya bizde? Diyelim ki İstanbul’dan Bursa’ya gitmek için şehirlerarası otobüsten bilet aldın ve bilet numaran 16. Aman Ya Rabbi! Zannedersin ki, bileti sana bedava vermişler ve herkes acaba 16 numaraya bu sefer kim oturacak diye merakta. Yok öyle bir şey azizim! Ama inan benim memleketlim, misal Yalova’dan bir abim, 78 kişinin katıldığı herhangi bir yarışta, müsabakada vs 77. olsun, onunla avunur, teselli bulur ve hatta sevinir emin ol! Bir başkadır benim memleketim.
Hem bilirsin eğitim sistemi aşağı yukarı pek çok ülkede aynıdır. Yani en azından liseye denk gelen bir okul her yerde vardır. Adı high school olur başka bir şey olur fark etmez. Ama high schooler diye bir tabir duydun mu söyle n’olur? Anladın sen onu ‘liseli’tabirinden bahsediyorum. Bizde liseli diye bir toplumsal sınıf var resmen. Böyle acınarak bakılan, hah liseli işte denilen ve hakikaten de liselilerce sergilenen tavır ve davranışlarla bu unvanın korunduğu bir sınıf. Liseli otobüste birbirini düşürmeye çalışır, yolda yürürken biri diğerine tekme atar, kim daha uzağa tükürecek diye yarışır, sorsan ya da az bi baksan erkeklerin tamamına yakını Polat Alemdar’ dır, kızlara bir tanımlama yapmaksa zor, ne diyeyim bilemedim kusura bakmasınlar. Hem söylesene iki parmağını uhuyla yapıştırıp gezinen öğrenciler de benim memleketimin çocukları değil midir?
Bak azizim, benim memleketin insanı birinin sessiz konuşmasını istediğinde ona az yavaş konuş der misalen. Yavaş konuşmak, sessiz konuşma manasına gelmez elbet ama karşıdaki de bunu anlar her nasılsa. Yavaş konuşmak şöyle dursun, yabancı birini gördüğünde ise bağıra bağıra anlatır meramını. Karşıdakinin problemi duyamamak değil anlamamaktır oysa. İşte benim sıcakkanlı memleketim böyle tatlı, böyle naiftir. Sevecen hallerinden bahsettim sana. Bir de çimlere basmayıverse!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder