{[['
']]}
Yolumuz hiç düşmemiş diyorum. Bilmiyoruz ne kadar uzak olduğunu bile. Yanıyoruz da akşamüstü güneşin tayflarıyla. Bilemiyoruz da işte nerdeyiz, neyiz!
Bir dost meclisi efradınca bu kez durağımız Melen Çayı. Hırçın Karadeniz dalgalarına ilham kaynağı bir yüzü var çayın. Pek öyle çay da sayılmaz üstelik. Yalnızlığın sesini dinletiyor bize kayalara çarptıkça dalgalar. Bir pazartesi Düzce’ye neden gidilir sorumun cevabı Melen Çayı ve bir Pazar sonrası başlıyor maceramız.
Yol tahminimizden biraz uzun olsa da kaptanımız hızlı Allahtan. Bursa nasıl yeşilse Düzce öyle gri geliyor gözüme ilkin. Tozluymuş gibi sararmış bulutlar, iç içe girmiş karmaşık yollar ve Dokuz Değirmenci köyündeyiz. Sebebi ziyaretimiz ekstremum bir durum; rafting. Ne olacağından habersiz, düşmüşüz bir sevdanın peşine yani. Hava güneşli, ensemizde boza pişer o derece. Kötüyse de ahvalimiz, yok yok atlıyoruz botlara. Rehberimiz bize asılın diyor küreklere. Bir ara kürek mahkumu benzetmesi yapıyorum halimize. Kollarımızda derman kalmıyor. Rehberse mutsuz, hiç gitmiyoruz diyor. Yer değiştiriyoruz yoruldukça. O ara fark ediyoruz ki hiç çekmeyenler var, küreği suya batırıp çıkaranlar... Olsun diyoruz, onların yerine de çekiyoruz delicesi.
Gün bitmeye yakın teyzelerin elinden pilav + ızgara menüsü iyi gidiyor. Farkında değiliz hiç birimiz ama güneş kavurmuş beyaz tenlerimizi. Hassas ciltlerimiz kırmızı kesilmiş, yanmışız. Dokunsak acıyor her yanımız, yoğurt yok; eski usul. O da anısı olsun, sorana rafting deriz diyoruz. Ve bitiyor bir macera daha. Aklımızda derin sular, su yılanları, kayalar vs.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder