Başlıyoruz

{[['']]}

Sen, seviyorken gitmeyi ve bir vakit -gövdesini sıyırıp boşluğa salan yapraklar gibi- salınıyorken aldırmadan yani yine gidiyor, yine terk ediyorken siyah gülleri. Kızıl Deniz taşıyordu. Ve savaşlar henüz daha yeni başlıyordu.


Umurunda mıydı sanki? Senin renklerin sarih, açık ve belliydi. Sen, neşe saçıyordun yıldızlarına ve samba öğretiyordun en haşin çocuklarına. Bir kral tacını takıyordu. Ve savaşlar henüz daha yeni başlıyordu.

Limanlarından trenler, garlarından gemiler kalktı senin. Cemreyi bekleyen çiçekler ve baharı özleyen meyveler gibi sabırsız duruyorken her şeye, daha adını dahi söyleyemiyorken sen; bir çocuk tahttan iniyordu. Ve savaşlar henüz daha yeni başlıyordu.

Semanda mavilik, suyunda mavilik, toprağında mavilik saklıyken senin… Yeni eğlenceler istiyorken yani kendin için ve dönen başına aldırmadan yeni icatlara ‘özgürlük’ diye bağırıyorken sen, bir kadın da sana eşlik ediyordu. Ve savaşlar henüz daha yeni başlıyordu.

Şaşırtmıştın yine cümle âlemi, hızına kimseler yetişemiyordu da. En azılı haydut da, en romantik âşık da sendin. Hem temizliği sever, hem de pislik içinde yaşardın. Birileri elinde asayla kitleleri çağırıyordu. Ve savaşlar henüz daha yeni başlıyordu.

Bu kez toprağın şaşırtıyordu. Severken güzelliğini onun, üretilen bu siyah inci daha bir hoş gelmişti nedense. Önce oyuncaklar üretilmiş, sonra bu oyuncaklar herkesin beline dolanıvermişti. Sen yine anlamıyorken olup biteni, kırmızıyla mavi çatışmak istiyordu. Ve savaşlar henüz daha yeni başlıyordu.

Gitmeyi olduğu kadar dönmeyi de severdin sen. Kendi eksenin etrafında döndüğün öğretildiyse de hep, sen bir şeylerin daha etrafında dönmekten hoşlanıyordun. Önce büyük depremler çatırdattı gövdeni, sonra beyaz adamlar... Ve bir uçurumdan düşerken ’Bir hayalim var(I have a dream…)’ sözleri, savaşlar daha yeni başlıyordu.

Artık yaşlanmanı umuyorlardı bilim adamları. Yani artık bilim çağındaydın. Yapma oyuncaklar, plastikler, şunlar, bunlar derken önce seni unutuverdi tüm kardeşler, sonra da sen kendini unutuverdin. Birkaç düzine yıldız başa geçiyordu. Ve savaşlar henüz daha yeni başlıyordu.

Rüzgârların sertti. Zaman zaman da fırtınalar eser, hortumlar başlardı. Sen geceyi gündüze karıştırıp bir türlü traş olamıyorken ağız tadıyla, yeni icatlar kafa karıştırıyordu. Bi’ damla petrol baba oluyordu. Ve savaşlar henüz daha yeni başlıyordu.

Gelip geçti baharlar, sabahlar, ‘gündüzler’… Sene kaç bilmiyorum, pek tanımıyorum da seni. Bir cama üflemeyi biliyorum, bir de buğusuna yazı yazmayı. Hani bazen de ‘Beni yıka’ yazmaktan alıkoyamıyorum kendimi. Zaman zaman zillere basıp kaçsam da ‘Bizim de yaşadığımız hayattır be kardeşim!’ demek istiyorum şairin deyimiyle. Ben her ne kadar huzurla uyanmak istiyor olsam da, yine bir sabah güneş doğuyordu. Ve savaşlar henüz daha yeni başlıyordu.

Share this game :

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2013. Android Market - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger