{[['
']]}
Sonu yoktu bu kez. Bir aldanmışlık sarmışken odamın çatlak duvarlarını ve dikmişken bakışlarını üzerime; yani yakıyorken yüzümü, akıyorken yalnızlık gözlerimden…
Didaktik kitaplardan öğrendik hep yaşamayı. Ne gözümüze gözlük, ne elimize kalem gerekti yıllarca. Sonra bulamadık manasını bakışlarımızın. Hikâyelerimiz bir kıvrımından düğümlendi kaldı hep. Kalleş ve kanlı elleriyle ayaklarımızı yerden kesti mavi katmanlar. Gözlerimizin paramparça olması usandırmıyordu onu. İntikam almaya ne mecalimiz, ne hevesimiz vardı. Hırıltı da olsa, en azından bir ses çıkarma telaşında da değildik hiçbirimiz. Yorulunca uyur, çok uyuyunca sabaha kadar otururduk. Bekçi misali nöbetini tutardık yaşandığından farklı olan anılarımızın.
Bir sabah ne olduğunu anlamadan biçimsiz bir odada bulduk kendimizi. Saçma bir nedenle yanlış kişiler olarak, kaçırılmıştık. Hani küçük sitemler ederdik bazen belli etmeden ve ima etmeye çalışıp da beceremezdik. Yanlış kişiler ama kaçırılmıştık. Tadı olduğundan farklı bir masal, tıpkı rüyalarda olduğu gibi çekmişti bizi içine. Üstümüz açılmış ve üşürken aralanan gözlerimiz aydınlıkla tanışmıştı. Umut, ekmek arası peynir-ekmek gibi, hem ekmek hem peynir-ekmek tadında yüzümüzü güldürüyordu bu kez. İyi ama bir anlamı olmalıydı yaşanan her taze anının. Fakat biz anıların soru işaretlerinden çok, karmaşasından endişe duyuyorduk cümlelerimizin ve soru işaretinin kendisinden çok, kıvrımına ve noktasına kafa yoruyorduk.
Bir sabah ne olduğunu anlamadan biçimsiz bir odada bulduk kendimizi. Saçma bir nedenle yanlış kişiler olarak, kaçırılmıştık. Akşamsa bir uçurumun kenarındaydık. “Atla” diyordu tok bir ses. Ne mecalimiz ne cesaretimiz vardı yine. Kalabalık, kalabalıklar görüyordum her bakışımda yüzüme. Çünkü her gün taze yumruklar çakıveriyordu o ses suratıma. Kaldıramıyordum bende elimi karşılık olarak ya da “dur” diyemiyordum bir kez olsun. Bu yazının ve anlatının teması cesaretti oysa. Neresinden baksan korku ve ümitsizlik akan bu yazının teması; cesaret… Yani kelimelere yüklenmemiş ve yükleyemeyeceğim tek şey olan cesaret.
Bir sabah ne olduğunu anlamadan biçimsiz bir odada bulduk kendimizi. Saçma bir nedenle yanlış kişiler olarak, kaçırılmıştık. Elimizde bir bavul ve kaçıp gittiğimiz yollar berimizde. Aklımızda çocukluktan kalma bir uçurtma, delikanlı çağımızdan kalma bir ceket ve dededen kalma bir kasketle, son kez de olsa onu görmeye gidiyorduk. Şimdi o, kıvrılmış yatıyordur belki. Kısmet değil bana onunla olmak. Şimdi o, cam önlerinde hayalimle oynaşıyordur. Yorulmamışsa beklemekten. Şimdi o, şairin dizelerinden kara saplı bir hançeri saplıyordur tertemiz bağrına. Kavuşmak hiç bu kadar zor olmamıştı.
Bir sabah ne olduğunu anlamadan biçimsiz bir odada bulduk kendimizi. Saçma bir nedenle yanlış kişiler olarak, kaçırılmıştık. Ümit, ümidimizi yitirmeden önümüze açtığı sofrada bir tek o eksikti. Şimdi o, daha bir uzakken bana adı duyuluyor yalnızca kulağıma; cesaret…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder