{[['
']]}
Başımda bir sancı. İçten içe kemiriliyor kafatasımın dört yanı. Daha fazla devam edemiyorum. Bahanem hazır nasılsa, bırakıyorum okumayı ve henüz 4 sayfa okuyabildiğim kitabı fırlatıp atıveriyorum. Birkaç aydır böyle. Ne zaman elime alsam şu lanet şeyi, 4 üncü sayfasında bir sancı. 4 üncü ayın, 4 üncü gününde yine 4 üncü sayfaya geldiğimde “Artık bir şeyler yapmalısın” satırlarını okuyarak kendi kendime “artık bir şeyler yapmalısın” diyorum. Tam 4 kez değil belki ama birkaç kez önünden geçtiğim bir dükkânın önünde buluyorum bağcığı sökülmüş kışlık iskarpinlerimi. Eğilip bir Mart sabahı, derin bir esintiyle bağladığım bağcıklarımla Rukiye Hanım’ ın yanında alıyorum soluğu. Derdimi anlatıyorum, dinliyor. Ve bir reçete; bal, zeytin yağı, süt vs.… “Bu ne?” diyorum, “Kullan bakalım!” diyor.
Dükkândan çıkarken, kızıllığı özünde hapseden bakışlarım sızlamaya başlıyor. “Eyvah!” diyorum ve koşa koşa reçeteyi eczaneye değil, köşe başındaki markete yetiştiriyorum. Formül basit, kullanımı kolay ama kâr etmiyor. “Şu Rukiye Hanım’ da ne sahtekâr çıktı!” diyorum. İyileşeceği yerde hepten kötü oluyor halim. Havanın kararmasına ve gözlerimin büsbütün bulanmasına aldırmadan, soluğu bir kez daha Rukiye Hanım’ ın yanında alıyorum. Bir bakıyorum ki, o da beni bekliyor. Elinde takma düşlerden bir yap-boz. Son parçasını da birleştirince gözlük çıkıveriyor karşıma. Takıyorum ve evet, artık çok rahatlıyorum. Geri dönüp, uzun süre fırlattığım yeri hatırlamaya çalıştığım kitabı elime alıyorum. Ama bu kez de 4 üncü sayfanın sonunda canım hiç mi hiç okumak istemiyor. Meğer sorun bendeymiş derken; “Hadi be!” diyorum kendime.
Sonra derinlerden, ta en diplerden bir ses “Rukiye Hanım, Pertev Bey’ in eşi demesin mi?” yeniden kızıllığa bürünen gözlerim, şemsiye misali ayakta duran kirpiklerimin bastırmasına inat, gecenin bir yarısı yollara düşüyor. “Bir sır var ve çözmeliyim.” diyorum. Rukiye Hanım’ ın yerine vardığımda, kepenkleri inmiş bir harabeye rastlıyorum. Rengârenk dünyalara, bir kızıllıkla berbat olmuş hissi yaşattığım için kendimi suçluyor ve yine derin bir sesin anlatımıyla, siyah noktaları birleştirip ne idüğü belirsiz bir bulmacanın, ne idüğü belirsiz bir şekliyle daha karşılaşıyorum. Hayat telaşından mıdır, yoksa ölüm korkusundan mıdır nedir; bu sesi hiç mi hiç sevmiyorum.
* * *
“Rukiye Hanım, Pertev Bey’ in eşi. Bir gözlükçü, gözlük satıyor. Rukiye Hanım; elişi dokumaktan değil, hayata dokunmaktan hoşlanıyor.”
* * *
Hayat kalın bir roman ve kalın cildinden çok, ince yaprakları önemli. Okumayı bilmiyorsak zaten, daha 4 üncü sayfasında anlamsız bulunarak fırlatılacak. {Yani bu benim yöntemim; fırlatıp atmak(☺).} Eğer görmekse önemli olan, görebilmekse 4 üncü sayfadan öteyi, bunun için bir formül elbette üretilemez. Sonuçta Rukiye Hanım bir gözlükçü ve o da gözlük satmak isteyecektir. Fakat 4 üncü sayfadan öteyi görmek için gerçekten bir gözlüğe ihtiyaç duyuluyorsa, bu gözlüğün adı hoşgörü olmalı. Nasıl bakmak ve neye bakmak istediğimiz gerçeğini görmemizi sağlayan hoşgörü. Eğer bir gözlükse hoşgörü, yani dört gözle bakmak gerekiyorsa 4 üncü sayfadan öteye; varsın dört gözolsun adım.
Teşekkürler Rukiye Hanım, teşekkürler Rukiye Abla; görmeyi öğrettiğin için. Hayat daha bir manidar şimdi. Siz de olmasanız…
"Pertev Bey ile tanışmak için tıklayınız"
"Pertev Bey ile tanışmak için tıklayınız"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder