Futbol, Maslow ve Illuminati

{[['']]}

'İnsan; doğar, büyür ve ölür' der en temel haliyle kuramcılar. Ne yaşadığına, nasıl yaşadığına çok bakmaz. Hem yaşam incelenmez öyle. Yaşamak karmaşıktır. Düzensiz eğriler bütünüdür. Saat hep çok geçtir yaşarken. Fakat işte nasıl olmuşsa dönemin bilmem birinde bir adam peyda olmuşta ruhu bütün bütün cesetten sıyırıp kendini, insanı temaşa etmiş. Alt alta ya da üst üste artık nasıl kabul görmüşse işte bir piramit çizivermiş üstelik. Adı Maslowmuş ya hani, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi denmiş adına. Pertev’ in kalemtıraşı bile yokken, Maslow büyük bir adammış demek ki!

*             *             *

Günün konjektürüne bakıp futbola sadece seyirci kalmak İngilizlerin işi, kusura bakmasınlar. Oyun olarak futbolu duyan bilen ya da nihayet oynayan herhangi biri bu oyun için pek çok şey yapabilir. Taraftar olur, oyuncu olur, halı saha sahibi ya da maç organizatörü veyahut da hani son ihtimal olsun hakem olur. Çünkü zamanın arenaları stadyumlar, gladyatörleri ise futbolculardır. Herhangi mesleği icra eden herhangi insancıklar kümesi dahilinde, futbolcunun yeri hep ayrıdır.

Ancak futbola göbekten bağlı olduğumuz gerçeği bizi kulüp sahibi yapmaz. Manavdan karpuz seçer gibi milyon dolarlık transferleri deneyip elemek gibi bir tahayyüle zorlamaz. Sahi neydi adı, kimdi şu adamlar ve onların kulüpleri? Biz eskiden yan ceplerimizde misket taşırdık. Kemik misket vardı, bi cacığa benzemeyenler vardı, iri olanlar vardı. Bakkal amca iki tane misket vermek için koca kavanozun kapağını çevirirken, gözüm misket dolu kavanozda kalırdı. Aklım da gözüm gibi kavanozda kaldığından, mahallenin az aşağısındaki arsada o iki misketi de ütülüp eve dönerdim geç olmadan. Peki ya kim bu adamlar!

*             *             *


Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi adıyla tanımlanan ve insanın giyinme, barınma, yeme, içme gibi temel ihtiyaçlarını belli bir hiyerarşik düzende sıralayarak piramidin en uç basamağının kendini gerçekleştirme olduğu tablo geliyor gözümün önüne. İstanbul Mecidiyeköy’ de bir plazanın 24. Katında elimde kahve fincanıyla düşüncelerdeyim; kendimizi ne zaman gerçekleştireceğiz diye. Sonra karar veriyorum ve diyorum ki; bütünüyle kendini gerçekleştirme diye bi şey yok, parça parça var. Anlık yani, olaylık. Sonra gözüm televizyona gidiyor bir kez daha; Arap bir milyarder Premier Lig’ den bir takım satın almak üzere protokol imzalıyor. Kafam karışıyor yine, allak bullak oluyorum. Kendini gerçekleştirme diyorduk de mi? Peki, peki bu ne? Bir daha soruyorum; kim bu adamlar? Hangi dünyanın kaçıncı katında ikamet etmekteler! Ve neden City mesela. Porstmouth vardı. Ambleminde ay yıldız olan ve temellerini Osmanlı’ nın attığı bir kulüptü. İflasını açıkladı ve alan olmadı. Asırlık kulüp yok oldu gitti nihayet. Peki, neden City!


Mecidiyeköy’ de hele de 24. Katta olunca hava geç kararıyor gibi ve zaman mefhumum sıkıntıda. Oysa akşam ezanı okunmak üzere. Cama yaklaşıyorum çocukların oynayacağı boş bir arsa görmek hayli zor! Kahvem soğumuş. Son yudum yüzümü ekşitiyor. İmzalar atılıyor ve işte bir kulüp daha… Asırlık değil milyon yıllık bir hareketin piyon taşları, önlerinde karolar, hamle sırası gelirse ve yapılacak başka gereksiz hiçbir hamle kalmamışsa hep bir ileri oynuyor. İlluminati mi, hadi canım sende! Ben başka şeylerden bahsediyorum!!!

Share this game :

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2013. Android Market - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger