Son Dilek

{[['']]}



Güven ve güvensizlikler ortasında, geç kaldığım onca şeye rağmen halen gülen gözlerle, elime aldığım mühendislik harikalarına bakıyordum.
Baş döndürücü bir icadın ince ve kusursuz ayrıntıları, dikkatimi hiç olmadığından daha çok içine çekiyor ve eylemsizliğimin adımlarımı durdurmuşluğunu, fizik kitaplarından değil oda sıcaklığında buharlaşmaya bırakılan etil alkolün yansımasından anlıyordum.



Sevinçleri yüklenenden çok olan kitaplar, yüzüme müstakil bir bağlantı yerinden merdiven dayamıştı. En basit oyunların asfalta çizilen hatırasından fırlayan içli bir koku da sarmıştı sokağımı boydan boya. Penceremin kenarında sokağa bakan çiçeklerim de hissetmiş olmalıydılar bu tekrarı olmayan film karesini.

Keskin gözlerini avcı maharetlerine uygun bir şekilde kullanarak sinsice yaklaştılar sokağıma. En az gözleri kadar keskin pençeleri kesiverdi tek hamlede ip atlayan mutlulukları. Beyaz önlüklerin üzerlerine bu kadar yakıştığı avcılar görmemiştim daha önce. Hiç anlamadığım konularla ilgili konuşmaya başladılar. Onlar konuşurken sokağın başındaki trafik lambası defalarca yeşil ve kırmızı yandı, aldırmadılar. Hiç susmadılar sanki uzun süre. Nihayet zamanı geldiğini düşündükleri bir Pazar, 54Kbps hızla davetiyeler dağıtıp kayboldular. 

Davet yerinde incecik ekranların dev yansımasından bakıyorlardı bize. Herkes istediği kılığa girebiliyor ve kimliğini istediği şekilde değiştirebiliyordu burada. Korkunun da yersiz olduğunu haykırıyordu megafonun mikrofonundaki ses. Sanırım kendimi kaybetmiştim. Her şey o kadar gerçekçi ve o kadar yapaydı ki; psikoloji kitapları baştan yazılmalıydı bu durum karşısında. Fakat kitaplar antika, satırlar mürekkepsizdi; neye yarardı ki çevrimdışı vaktimizi bu işe harcamak. Gece olduğunda tam her şey yoluna girecekken, aynı hızla yeni davetiyeler dağıtıp kayboldular.

Kolonya tadında ve içi dışına benzemeyen bulutlardan bozma adamlar, kumandalarıyla göründüler bu kez. Yeni yüzlerde, yeni icatlar bulunmuştu muhakkak. Salonun aydınlığı ve ayağımın altında ezilen döşemelerin gıcırtısı bile sanki yeni icat edilmiş hissi uyandırıyordu. Havada uçuşan ve ellerin ıslaklığıyla sımsıkı tutulan kumandalar, anlatılıp tanıtıldı birazdan. Anlaşılan hayallerime uzaktan kumanda takma fikrine, önce mutluluklarımdan başlamak istemişlerdi. Elimi-ayağımı bir kumandayla kontrol altına almak, bu adamlar için kolay ve eğlenceli olmalıydı.


*          *          *

Et bebeklerin, ufak arabalarımın; halı kenarını otoban, kanepe köşelerini kale sayan hatıralarını sildi büyük büyük fikirlerin ufak tefek adamları. Oysa küçüklüğün ve çocuk olmanın hissi bir plastik topun hava kaçıran sibobuydu yalnızca. Şimdi anlamak için oyuncaklarımı kalın bir kullanma kılavuzuyla, uzun ömürlü bataryalar gerekiyor. Küçüklüğüm ve çocuk olmak, kıyasıya bir rekabetin pazar etiketleri sadece. Çocuk olmanın gürültüsüyse, uzaktan kumandaların radyo sinyallerinde. Ama son bir dileğim var her şeye rağmen: biyonik kalkanlı mekanik zamanlarda, bir çıtalının kalbi kadar kırılgan ve çıtalımın kalbini kıran rüzgâr kadar kırıcı olan tik taklarımla, mümkünse sadece çıtalımı hayatta tutan ve uzayabildiği kadar uzayıp giden kalın bir ip olmak istiyorum.


Share this game :

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2013. Android Market - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger